Çiçek Balı
Çiçek balı, bal arısının bitkilerin çiçeklerinde bulunan
nektaryumlardan topladığı nektarın, vücutlarındaki bezlerden salgılanan
maddelerle karıştırarak zenginleştirmesi ve peteklerde olgunlaştırması sonucu
elde edilir.
Nektar, bal arılarının karbonhidrat ihtiyacını karşılamaktadır.
Bal arıları nektarı dilleri ile toplayıp bal mideleri ile kovana taşıyarak petek
gözlerine depolarlar.
Nektar, bazı eğreltiotları, gymnospermlerde ve pek
çok angiospermde özelleşmiş salgı bezleri olan nektaryumlar tarafından
salgılanmaktadır. Nektaryumlar bitkide bulunduğu konum itibari ile floral ve
ekstra floral olmak üzere iki çeşittir. Angiospermlerin floral nektaryumları,
çiçeğin iç bazalinin yanında bulunmaktadır ve genellikle sadece floem ile
bağlantılıdır.
Türkiye’de üretilen balların büyük bir kısmı çiçek kaynaklı
ballardır. Bu ballar, düşük kül, mineral madde, sukroz ve yüksek oranda invert
şekerler içermektedir.
Salgı Balı
Salgı balı, bal arılarının bitkiler üzerinde yaşayan bazı
böceklerin salgılarını topladıktan sonra, kendine özgü salgılarla karıştırarak
değişikliğe uğratıp, petek gözlerine depoladıkları maddedir.
Bir salgı balı çeşidi olan çam balı, Homoptera familyasına ait
Marchalina hellenica’nın Pinus brutia Ten ve Pinus halephensis Miller türleri
üzerindeki balçiği sekresyonununun bal arıları tarafından kovana taşınması ile
üretilmektedir. Bu bal çeşidinin büyük bölümü Türkiye’de
üretilmektedir.
Melezitoz, floem sıvılarındaki sakkarozun, aphidlerin sindirim
enzimleri ile etkileşimi sonucu oluşmaktadır. Bu nedenle, melezitoz varlığı
salgı ballarının karakteristik özelliğidir.
Thrasyvoulou and Bladenopoulou (1984), çam balının mineral madde
bakımından yüksek değere sahip olması nedeniyle, besleyici özelliğinin çok
olduğunu belirtmiştir. Bitki özsuları, Marchalina hellenica midesinde
sindirilmez, böceğin yapısında bulunan özel filtre odalarından geçer, salgılarla
zenginleştirilerek balçiği olarak salgılanır.
Çam balı, zamanla iyi kaliteli bal olarak kabul görmüştür.
Keskin bir tadı ve aroması yoktur, kristalleşme olmaz. Koyu kıvamlı, kolayca
saklanabilir ve çevre kirliliğinden uzakta çam ormanlarında üretilmektedir. Çam
ballarının, çiçek ballarına göre asitliğinin düşük olması nedeni ile asidik
ortamda oluşan HMF’nin ortaya çıkma oranının düşük olmasından, ısıtılmaya karşı
hassas değildir.
Salgı balı, koyu rengiyle ve yüksek değerlerde seyreden pH, kül
miktarı ve elektriksel iletkenliği ile karakterize edilir.
Lachman et al. (2007) alüminyum (Al), bor (B), magnezyum (Mg),
manganez (Mn), nikel (Ni) ve çinko (Zn)’nun salgı ballarında nektar ballarından
daha yüksek konsantrasyonlarda, bakırın (Cu) her iki balda da aynı oranda,
kalsiyumun (Ca) ise nektar ballarında, salgı ballarından daha yüksek oranda
bulunduğunu tespit etmişlerdir.
Balın Kalitesinin Tespitinde Yapılması Gereken
Analizler
Bitki kaynağına, üretim ve pazarlama metotlarına göre değişik
şekil ve görünüşte olan balların kaliteleri arasında da farklar mevcuttur. Bal
kalitesinin belirlenmesi yalnızca tek bir parametre ile değil, birçok
parametrenin incelenmesi ile gerçekleşmektedir.
Balın kalitesinin belirlenmesinde balın, melitopalinolojik,
fiziksel, kimyasal ve organoleptik analizlerinin mutlaka birlikte yapılması
gereklidir.
Melitopalinolojik Analizler
Melitopalinoloji (balın mikroskobik analizi), organoleptik
analizlerle birlikte son bin yıldır balın botanik ve coğrafik orjininin
belirlenmesinde kullanılmaktadır. Polen analizi, balın, fermantasyonu, tağşişi,
nişasta tanesi içerip içermediği ve mineral tozlar gibi kontaminasyonla bala
bulaşan ve balda bulunmaması gereken mikroskobik partiküller hakkında önemli
bilgiler vermektedir.
Balın melitopalinolojik analizi, bala kaynak olan nektarlı
bitkilerin kökeni, coğrafik orijini ve balın kalitesi hakkında bilgi veren etkin
bir yöntemdir. Balda polen analizi ilk defa 1845 yılında Pfister tarafından
yapılmıştır ve bu yöntem yurt dışında balın kalitesini belirlemede uzun
yıllardır kullanılmaktadır. Türk araştırmacılar tarafından balda polen analizi
ilk defa, 1976–1981 yılları arasında Sorkun ve İnceoğlu (1984), tarafından
yapılmıştır. Daha sonraki yıllarda ülkemiz ballarının mikroskobik analizlerinin
incelenmesi bu konuya eş değer dünya literatürlerine paralel olarak devam
etmiştir.
Fiziksel ve Kimyasal Analizler
Balın fiziksel ve kimyasal özelliklerindeki farklılıklar bitki
kaynağına, içeriğini oluşturan nektar ve poleninin rengine, tadına, nemine,
protein ve şeker içeriğine dayanmaktadır.
Balın fiziksel, kimyasal özellikleri üzerine
yapılan çalışmalar konunun önemi nedeniyle ülkemizde ve diğer dünya ülkelerinde
çok fazla literatür içermektedir.
Balın Fiziksel İçeriği
Balın Tadı ve Aroması
Balın kompozisyonu ve tadı, nektar kaynağına, iklime, arıcının
işleme sürecinde kullandığı yönteme bağlı olarak farklılık göstermektedir. Maeda
et al. (1962), balın tadının prolin miktarı, şeker ve glukonik asit miktarına
bağlı olduğunu bildirmiştir. Balda bulunan uçucu ve yarı uçucu (volatile)
organik bileşenler aroma/koku kalitesini büyük oranda etkilemektedir.
Balın Rengi
Balın rengi, açık renkten koyu ambere hatta siyaha doğru
çeşitlilik göstermektedir. Balın rengini etkileyen bileşenler, karoten,
ksantofil, antosiyanin gibi değişik bitki pigmentleridir. Balın renginin floral
kaynak, endüstriyel işleme metotları, sıcaklık ve depolama süresine bağlı olarak
değiştiğini gösteren pek çok çalışma yapılmıştır. Polen taneleri (morfolojisi ve
rengi) balın rengini belirlemede etkili olabilmektedir. Koyu renkli balların
mineral madde içeriği açık renkli ballara göre daha yüksektir. Koyu renkli
balların fenolik asit türevlerini içerme oranı yüksektir ve daha fazla miktarda
flavanoid içermektedir.
Balın Vizkositesi
Balın viskozitesi, kovandan çıkarılmasından başlayarak,
süzülmesi, diğer ballarla karıştırılması, işlenmesi ve paketlenmesi sürecine
kadar bal üretiminin her aşamasında önemlidir. Genellikle, balın vizkositesi, su
miktarı arttıkça azalmaktadır. Balın viskozitesi, sıcaklık, nem ve botanik
orjinine bağlı olarak değişmekte ve düşük nem oranlarında, sıcaklık
değişimlerinden daha çok etkilenmektedir.
Balın Higroskobik
Özelliği
Bal nem çekme (higroskobik) özelliği olan bir üründür. Balın
havadan nem alması, onun özel yapısına, şeker oranına ve içerisindeki su
miktarına bağlı olarak değişmektedir. Balın nem değeri hava nemi ile eşdeğer
orana ulaşana kadar değişmektedir. Higroskobik özelliğinden dolayı bal, fırında
pişirilmiş ürünleri ve şekerlemeleri taze ve yumuşak tutmaktadır ve tütün
ürünlerinin aşırı kurumasını önlemede kullanılmaktadır.
Balın Yüzey Gerilim Kuvveti
Yüzey gerilim kuvveti, balın kaynağına göre miktarı değişen
kolloidal maddelerden dolayı değişkenlik gösterse de, genelde düşüktür, bu
özelliği nedeniyle bal kozmetik ürünlerinde nemlendirici olarak
kullanılmaktadır. Yüzey gerilim kuvvetinin ve yoğunluğun birlikte artması sonucu
bal köpüklenmektedir.
Balın Polarizasyonu
Balın polarize ışığı çevirme yönü ve miktarı, bal çeşidine ve
içerdiği şeker miktarına göre değişmektedir. Çiçek balları polarize ışığı sola,
salgı balları ise sağa çevirdiğinden bu özellikten faydalanarak balın botanik
kaynağı, tağşişi anlaşılabilmektedir. Bu özellik, çiçek balının içeriğindeki
negatif spesifik rotasyona sahip fruktozun baskın olarak bulunmasının normal bir
sonucudur.
Balın Kristalizasyonu
Balın kristalleşmesi sırasında, glikoz kristalleri glikoz
monohidrata dönüşmektedir. Baldaki su, karbohidratları hidrojen bağlarıyla
bağlarlar.
Fruktoz, su molekülleri arasındaki hidrojen
bağlarına zayıf enerji verir ve su molekülleri fruktoz moleküllerini hidratlamak
için etraflarında, mikroorganizmal gelişmeye uygun koşullar sağlayacak şekilde,
hareketli tutulmaktadırlar. Kristalleşme, su moleküllerinin glikozu serbest
bırakması sonucu olmaktadır, fakat en önemli sebep, fruktozun bu kararsızlığı
nedeniyle, baldaki glikoz ve fruktoz miktarının değişmesidir.
Balın Fermantasyonu
Balın fermantasyonu ozmofilik mayaların her yerde bulunması
nedeniyle önemli bir problemdir. Bu özelleşmiş mayalar, yüksek su miktarında
balın yapısını bozarlar. Balda fermantasyon, osmotolerant mayaların fruktoz ve
glikoz üzerindeki aktiviteleri sonucu, etil alkol ve karbondioksit oluşumu
nedeni ile meydana gelmektedir. Alkol, oksijen varlığında asetik asit ve suya
yıkılır, böylece bal fermente olmaya başlar, tadı bozulabilir. Balda,
fermantasyona sebep olan mayalar doğal olarak bulunmaktadır veSaccharomyces spp.
bunlardan en çok rastlanılanıdır. Balda, yüksek monosakkarit (fruktoz ve glikoz)
varlığı ve düşük nem miktarı osmotolerant bakterilerin gelişmesini
engellemektedir.
Balın Elektriksel İletkenliği
Elektriksel iletkenlik, daha çok nektarın kaynağına ve balın
mineral, organik asit ve protein miktarına bağlı olarak değişen fiziksel bir
özelliğidir. Elektriksel iletkenlik çiçek balını salgı balından ayıran en önemli
parametrelerden biridir.
Balın Kimyasal İçeriği
Bal, yaklaşık olarak 181 madde içermektedir. White, (1979a)’a
göre ise balın içeriğinde 200 tane madde bulunmaktadır.
Balda ortalama %80 şekerler, %17 su ve organik asitler, mineral
tuzlar, vitaminler, proteinler, fenolik bileşikler, yağlar ve serbest amino
asitler gibi diğer minör bileşikleri içermektedir . Balın içeriğinde aynı
zamanda, laktonlar, vitaminler (B1, B2, C ve nikotinik asit), polen, balmumu ve
pigmentler bulunmaktadır.
Balın içeriği, bitki orjinindeki farklılıklara, iklim
koşullarına ve çevresel faktörlere bağlı olarak değişmektedir.
Balda bulunan inorganik bileşikler su, potasyum (K), kalsiyum
(Ca), magnezyum (Mg), bakır (Cu), manganez (Mn), demir (Fe), klorür (Cl), sülfür
(S), fosfor (P) ve silisyumdur (Si) (Crane, 1980). Balın mineral içeriği ve eser
miktarda bulunan elementler, coğrafik orjininin belirlenmesinde
kullanılabilir.
Balın, amino asit miktarı % 1’dir ve toplam amino asit
miktarının % 50-80 gibi büyük bir kısmını prolin oluşturmaktadır .
Balın içeriğinde, varlığı yüksek oranda balın bitkisel orijine
bağlı olarak değişen, çok miktarda fenolik bileşik yer almaktadır. Balın toplam
fenolik bileşik miktarı ile antioksidant aktivitesi arasında bir korelasyon
mevcuttur. Salgı balında, toplam fenolik bileşik miktarı, en yüksek değere
sahiptir. Balın toplam fenolik bileşik miktarının tayini, balın kalitesinin ve
tedavi edici özelliğinin tayininde iyi bir parametredir.
Balın içerisinde ayrıca, karakteristik tadının oluşmasından
sorumlu uçucu maddeler mevcuttur.
Orijinine bağlı olarak bal, apigenin, pinocembrin, kaemferol,
kuersitin, galangin, krisin, vitamin C, katalaz, pinobanksin, hesperetin ve pek
çoğu antioksidan özellik gösteren ferulik asitler gibi çeşitli antioksidanlar
içermektedir.
Balın Karbonhidrat
İçeriği
Baldaki şekerler, çeşitli enzimlerin nektar sukrozu üzerindeki
aktivitesi sonucu oluşmaktadır. Bal, yaklaşık %80 oranında karbonhidrat
içermektedir. Karbonhidrat, bal arılarının doğal besinidir ve çoğunlukla enerji
üretiminde kullanılmaktadır. Karbonhidratlar, bal arıları tarafından yağa
dönüştürülebilir ve depolanabilir. Ergin arılar, glikoz, fruktoz, sukroz,
trehaloz, maltoz ve melezitozu kullanabilirler. Fakat rhamnoz, ksiloz, arabinoz,
galaktoz, mannoz, laktoz, rafinoz, dekstrin ya da inulini kullanamazlar. Bal
arıları tarafından, ağızlarıyla toplanan nektar, özafagustan mideye doğru
ilerler. Midede, nektarda bulunan sukroz invertaz enzimi ile glikoz ve fruktoza
parçalanır. Bunun sonucunda, yaklaşık %70 oranında monosakkaritlerden (glikoz ve
fruktoz) ve değişik konfigrasyonlarda glikozidik ilişki ile glikoz ve fruktozdan
oluşan % 7 oranında disakkaritlerden oluşan kompleks bir karışım
oluşur.
Fruktoz ve glikoz balda bulunan ana monosakkaritlerdir. Bal aynı
zamanda az oranda sukroz ve maltoz gibi diğer şekerleri de içermektedir. Hemen
hemen pek çok balda fruktoz miktarı yüksektir, glikoz ikinci ana şekerdir ve bu
iki şeker bal karbohidratlarının yaklaşık %75’ini oluşturur. Balın içeriğini
oluşturan diğer karbohidratlar, maltoz ve sukroz ana disakkaritler, melozitose
ana trisakkarit ve az oranda da oligosakkaritlerdir.
Balda bulunan 14 disakkarit tanımlanış bulunup, bunlardan
maltoz, maltuloz, izomaltoz, turanoz, kojibioz yaygın olarak bulunanlarıdır.
Baldaki sukroz miktarı, invertaz enziminin miktarına bağlıdır. Baldaki sakkaroz,
invertaz enzimi ile reaksiyona girerek, azalabilmektedir. Arıcıların, bahar
boyunca arıları fazla miktarda şekerle beslemeleri sonucu, balda bulunan sukroz
miktarı artabilir. Ayrıca, bu şekerin miktarının yüksek olması balın erken hasat
edildiği anlamına gelir.
Baldaki şeker, vizkosite, higroskopi, granülasyon ve enerji
değeri gibi özelliklerden sorumludur.
Balın Nem İçeriği
Balın nem oranı, olgunlaşması sırasında, iklim koşulları, balın
kaynağını oluşturan nektarın nemi ve ekstraksiyondan sonra depolama koşullarına
bağlı olarak değişmektedir. Bu nedenle, balın nem oranı 17-19 arasında
değişebilir. Su oranı, bütün balların raf ömür uzunluğu açısından önemli bir
parametredir.
Balın nem oranı, çevresel koşullara ve balın işlenme zamanına
bağlı olarak yıldan yıla farklılık göstermektedir. Yüksek nem oranı, bazı
ballarda kristalleşmeyi hızlandırabilir ve fermantasyona sebep olacak mayaların
gelişmesini sağlayacak şekilde su aktivitesinde bir artış oluşturabilir. Su
içeriği yüksek olan ballar, fermantasyona yatkındır.
Balın Asitliği
Balların pH değerleri, tatlarına katkıda bulunan organik
asitlerin varlığına bağlı olarak, 3.5–5.5 arasında değişmektedir. Asitlik, balın
tadına, mikroorganizmalara karşı stabilitesine, balda meydana gelen kimyasal
reaksiyonların artışına, antibakteriyel ve antioksidant aktivitesine katkıda
bulunmaktadır.
Balların asitliği, balın içeriğini oluşturan bileşenlerin %
0,5’inden daha az bir kısmını oluşturan organik asitlerin, özellikle glikonik
asit, fosfat ve klorür gibi inorganik iyonların, varlığına bağlıdır.
Balda bulunan organik asitler, glikonik, formik, asetik,
bütirik, laktik, oksalik, sitrik, süksinik, tartarik, maleik, malik,
piroglutamik, pürüvik, α-ketoglutamik, glikolik, α ya da β gliserofosfat ve
glikoz-6-fosfattır .
Glikonik asit haricindeki diğer asitlerin, baldaki varlığının
kaynağı bilinmemektedir. Pek çok asit, biyolojik oksidasyonun krebs döngüsünde
çok yüksek oranda ve nektar içerisinde bulunabilmektedirler.
Balın asitliğine en büyük katkıyı sağlayan glikonik asit, balın
içerisinde bulunan glikoz oksidaz enziminin glikoz üzerindeki etkisi ile
oluşmaktadır ve glikanolakton ile denge içindedir. Ayrıca, diğer organik
asitler, inorganik anyonlarla birlikte, balın asitliğine katkıda
bulunmaktadır.
Balın Mineral İçeriği
Balın mineral madde konsantrasyonu %0,1-%1 arasındadır. Potasyum
balda bulunan ana metal olup onu takiben, klor, sülfür, silisyum kalsiyum,
magnezyum, sodyum ve fosfor içermektedir. Balda, eser miktarda demir, bakır,
çinko ve manganez bulunmaktadır.
Mineral madde miktarı bala hâkim olan bitkinin nektar
kompozisyonuna bağlıdır. Balın kaynağını oluşturan nektarlı bitkinin yetiştiği
toprak tipi ve su, bitkinin dolayısı ile nektar ve polenin mineral miktarını
etkilemektedir.
Balın Protein İçeriği
Baldaki protein ve aminoasitler çoğunlukla bitki kaynaklıdır ve
bunların büyük bir kısmı polenden gelmektedir. Echigo et al. (1973), bal
aminoasitlerinin nektar, bal arısı ve polen gibi değişik kaynaklı olduğunu
bildirmiştir. Bazı aminoasitlerin antioksidan özelliği olduğu tespit edilmiştir.
Balda bulunan aminoasitler, prolin, glutamik asit, alanin, fenil alanin,
tirozin, lösin, izolösindir.
Balın amino asit miktarı yaklaşık 20-300 mg/100 gr’dır. Bal
%1(w/w) oranında aminoasit ihtiva eder ve toplam aminoasit miktarının %50-85’ini
prolin oluşturmaktadır. Prolinden başka, balın orjinine bağlı olarak (nektar ya
da salgı) birbirine yakın oranlarda 26 aminoasit bulunmaktadır. Polen, balın
aminoasit kaynağıdır ve bu nedenle bir balın aminoasit profili balın botanik
orjinini belirlemede kullanılabilir.
Balın prolin miktarı, değişik unifloral ballarda karakteristik
değerler göstermekte olup, enzimatik aktivite ile ilişkilidir. Değişik unifloral
ballarda farklı miktarlarda bulunmasına rağmen, unifloral balların sadece prolin
miktarı ile sınıflandırılması imkânsızdır.
Prolin, nektarın bala dönüşümü sırasında bal arısı tarafından
eklenen ve balın olgunluğunu gösteren bir aminoasittir. Bal arıları tarafından
üretilen, sakkaroz ve glukoz oksidaz gibi enzimler ile baldaki prolin
miktarının, balın olgunluğunu gösterdiği düşünülmektedir.
Kaliteli ballardaki prolin miktarı, 350 mg/kg’dan daha yüksek ve
toplam amino asit miktarının en az %66’sı (genellikle %80-90) olmalıdır. Baldaki
protein miktarının küçük bir kısmını enzimler oluşturmaktadır.
Balın Enzim İçeriği
Balın içeriğini oluşturan en önemli ve en ilginç bileşenler
enzimlerdir. Balın nektarı ya da balçiğinin bileşiminden sorumludurlar. İnsan
diyetinde enzimlerin rolü bulunmamasına rağmen, enzim aktiviteleri balın
biyolojik değerine katkıda bulunmaktadır. Enzim içeriği, balı diğer tatlandırıcı
ürünlerden ayıran özelliktir. Enzimler balın tazeliğinin ve yaşının en iyi
göstergesidir.
Bal az oranda değişik enzimler içermektedir. Bunlardan en
önemlileri, bal arılarının faranjiyal salgı bezi sekresyonlarından, tükrük
sıvılarından ve nektar kaynağından kaynaklanan yüksek oranda diastaz (α- ve
β-amilaz), invertaz (α- glikozidaz), glikoz oksidaz ve düşük oranda katalaz ve
asit fosfatazdır. Balın enzim miktarı, işleme, ısıtma ve uzun süreli depolama
ile artmaktadır.
Diastaz ve invertaz bala balarıları tarafından eklenmektedir.
Balarıları, topladıkları nektarı, tükürük ve hipofaranjial bezlerin salgılarıyla
karıştırır; kovanda nektar, petek gözlerine doldurulmadan önce arıdan arıya
aktarılırken, balın olgunlaşmasını kolaylaştıran daha fazla salgı eklenmektedir.
Bu süreç sonucunda eklenen enzim miktarı, balarılarının yaşı, fizyolojik evresi
ve beslenmesi, koloninin gücü, sıcaklık, nektar akışına bağlı olarak
değişmektedir. Diastaz ve invertaz balda beslenmeyle ilgili en önemli
enzimlerdir. Diastaz, karbonhidratları, kolay sindirebilmesi için hidrolize
ederken, invertaz, sukroz ve maltozu hidrolize etmektedir. Diastaz, dekstrin ve
maltozdaki nişasta tanelerini kırmakta, invertaz ise sukrozu, glikoz ve fruktoza
parçalamaktadır.
İnvertaz, nektarın bala dönüşmesini sağlayan ana reaksiyonu
katalizlemektedir. White and Maher (1953), bal invertazının R-glikozidazın
çeşidi olduğunu belirtmişlerdir. Bu durum White and Kushnir (1967), tarafından
onaylanmıştır. İnvertaz, bal arılarının hipofaranjial bezlerinde üretilmektedir.
Bu enzim, bal arılarının fermantasyona dayanıklı, yüksek enerji sağlayan çok
konsantre şeker solüsyonu üretmesine yardımcı olmaktadır. İnvertaz aktivitesi,
diastaz ve hidroksimetil furfural miktarı ile birlikte bal kalite kontrol
parametresi olarak kullanılmaktadır. Apis mellifera tarafından üretilen
ballarda, invertaz aktivitesi ölçümünün ticari önemi bulunmaktadır çünkü
invertaz balın tazeliği ve sıcaklık ve depolama koşulları ile değişebilmektedir.
İnvertaz, sıcaklık değişimlerine diastazdan daha hassastır. İnvertaz balda
diastazdan daha yüksek miktarlarda bulunabilmektedir, çünkü balarıları invertazı
hem nektara hem de balçiğine eklemek zorundadırlar.
Glikoz oksidaz, glikozu glikonik asit ve hidrojen peroksite
katalizleyen diğer önemli bir enzimdir. Balın yara, hazımsızlık gibi
gastrointestinal hastalıklarda, bakteriyel gastroenterit, ülser ve duodenal
ülserlerde tedavi edici olarak kullanılmasını sağlayan antimikrobiyal özelliği
ağırlıklı olarak, hidrojen peroksit içeriğine bağlıdır.
Giri (1938), balda asit fosfataz varlığını bulan ilk bilim
adamıdır. Bu enzim organik fosfatları inorganik fosfatlara dönüştüren bir
hidrolaz enzimidir. Asit fosfataz, nektarın kompozisyonunda bulunmasına rağmen,
asıl olarak polende mevcuttur. Zalewski (1965) ve Ivanov (1981), depolamanın,
balın asit fosfatazı üzerindeki etkilerini araştırmışlar; altı ay sonunda asit
fosfataz miktarında önemli düşüşler tespit etmişlerdir. Asit fosfataz, balda
düşük enzimatik aktiviteye sahiptir. Balda asit fosfataz aktivitesi tayini çok
önemlidir, çünkü asit fosfataz miktarı balın fermantasyona yatkınlığı ile ilgili
bir kriter olabilmektedir. Giri (1938), fermente olan balların, fermente olmayan
ballardan daha yüksek oranda asit fosfataz aktivitesine sahip olduğunu
bildirmiştir. Ayrıca, bazı araştırıcılar bu enzimin balın botanik kaynağına
bağlı olabileceğini belirtmişlerdir. Bu enzim balın karakterizasyonunda
kullanışlı bir parametredir. Alonso-Torre et al. (2006), balın pH’sı arttıkça,
asitfosfataz aktivitesindeki düşüşün azaldığını bildirmiştir.
Balın HMF İçeriği
Hidroksimetil furfural (HMF; 5-hidroksi–2-furankarbaldehit)
maddeler arasında mutajenik aktivitesi ile sınıflandırılmaktadır. Buna rağmen,
insan sağlığı açısından olağan sitotoksik, genotoksik ve karsinojenik etkileri
bütünleştirilememiştir. Buna rağmen, açıktır ki, bu yüksek reaktif bileşen
reaksiyonlara girerek, balın kararsız bileşenlerinin bozulması ile balın
besinsel değerinin azalmasına ya da yüksek konsantrasyonlarda balın renginin
bozulmasına yol açmaktadır.
Bu siklik aldehid heksozların asidik ortamda dehidrasyonu ya da
miliard reaksiyonu sonucu ortaya çıkmaktadır. Bal, yüksek sakkarit içeriği
(özellikle heksozlar), düşük pH değeri, organik asit varlığı ve düşük su
aktivitesi ile HMF için uygun ortam sağlamaktadır. Taze balda HMF miktarı
nerdeyse sıfıra yakın değerde, çok düşük orandadır. Buna rağmen ısıtma ve
depolama sürecinde miktarı artmaktadır. Bu nedenle, HMF miktarı balın
kalitesinin tespitinde önemli bir kriterdir. Aynı zamanda balın tazeliğinin
tespitini kolaylaştırmaktadır.
HMF ile ilgili en erken kayıt 1933 yılındadır. HMF, balın
ısıtılması sonucunda oluştuğu gibi, depolanma sürecinde de koşullara bağlı
olarak miktarı artmaktadır. 1950’li yıllarda yapılan çalışmalarla, balda HMF
miktarı ölçümleri kullanılmaya başlanmıştır. 1955 yılında HMF’nin bal kalitesini
saptamakta kullanılması için iki metot geliştirilmiştir. Almanya ve İsviçre’ye
ithal edilen 1700 bal örneğinde, 1955-1960’lı yıllarda yapılan çalışmalardaki
verilere dayanarak, Alimentarius Kodeksi’nin bal standartları, baldaki HMF
miktarının maksimum değerini 4mg /100gr olarak belirtmiştir.
Organoleptik Analizler
Balın, mikroskobik, fizikokimyasal analizlerinin yanı sıra
organoleptik analizlerinin de yapılması gerektiği belirtilmiştir.
Duyusal analiz, bir ürünün beş duyu organın (renk, koku, tat,
his, doku gibi) algıları yoluyla değerlendirilmesi ile gerçekleşmektedir. Bir
çok alanda kullanılan duyusal analiz, farklı ürün çeşidi (yiyecek, kozmetik,
tekstil vs gibi) organoleptik profilinin çıkarılmasına ve bu ürünlerin, tüketici
tarafından nasıl algılandığının anlaşılmasına imkan vermektedir. 1960’lara kadar
duyusal analiz teknikleri temelde uzman otoritelerin kişisel deneyimlerine bağlı
olmaktadır.
Bal için duyusal analizler ilk olarak Fransa’da Gonnet ve ekibi
tarafından geleneksel tekniklerle beraber kullanılmıştır.
İtalya’da Gonnet’in fikirleri heyecan yaratmıştır. Bundan sonra
konu ile ilgili verilen eğitimlerin sayısı giderek artmaya başlamıştır. Bu
çalışmalar ‘‘Onaylı İtalyan Bal Duyu Analizi Uzmanları’’ kurumunun kurulmasını
sağlamıştır. Bu kurum geleneksel metotların oturtulmasını sağlamış ve uyumlu
terminolojiyi değerlendirme formlarını, tatma metotlarını, değerlendirme
uzmanlarının seçimi ve eğitimi için gerekli kıstasları ve tek floralı İtalyan
ballarının duyusal değerlendirme esaslarını içermektedir. Aynı şekilde,
Gonnet’in bu mirası, İspanya gibi diğer gelişmiş Avrupa ülkelerinde de dikkate
alınmış ve geliştirilmiştir.(Bu sayfadaki yazı AAYB'nin sayfasından
alınmıştır)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder